Online Randevu ve Tüm Sorularınız için 444 1 486
   AKINTI SORUNU

Fizyolojik akıntı

Kadınların önemli bir kısmında hiç bir hastalık söz konusu olmamasına karşın akıntı vardır. Fizyolojik akıntı olarak nitelendirilen bu akıntının en önemli özellikleri akıntının uzun zamandan beri var olması, hemen her gün bulunması, kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz veya açık sarı renkli olması, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, kanama ve diğer belirtilerden hiç birinin bulunmamasıdır. Bu özelliklere sahip bir akıntının bir hastalıktan kaynaklanması pek olası değildir.

Bazen fizyolojik akıntı ped kullanımı gerektirecek kadar fazla olabilir. Esasen hijyenik ped üreticilerinin "günlük ped" adı altında bir ürün geliştirmelerinin nedeni kadınlarda fizyolojik akıntının nispeten sık görülen bir durum olmasıdır.

Fizyolojik akıntı, rahimağzı salgılarıyla birlikte kendini sürekli olarak yenileyen vajina dokusundaki artıkların atılmasından ibarettir. Bu açıdan bakıldığında fizyolojik akıntının aslında önemli bir işlevi olduğu söylenebilir.

Fizyolojik akıntılar hormonlar tarafından kontrol edildiklerinden özellikle aktif hormon üretiminin devam ettiği üreme çağında görülürler.

Fizyolojik akıntı adet döngüsünün her gününde var olabileceği gibi yalnızca belli günlerde ortaya çıkabilir. Yumurtlama döneminde rahimağzından yumurta akı kıvamında, lastik gibi uzayabilen berrak bir sıvı salgılanır ve bu sıvı kadın tarafından çoğunlukla hissedilerek "akıntı" olarak nitelendirilir.

Unutmayın: Akıntının özellikleri yukarıdakilere uymuyorsa bu sizde bir sorun olduğuna işaret edebilir. Özellikle yeni başlayan, yani alışkın olmadığınız bir akıntı söz konusuysa kendi kendinize "fizyolojik akıntı" tanısını koymamalı ve doktora başvurmalısınız.

Fizyolojik olmayan akıntılar

Yeni ortaya çıkmış, koyu sarı, yeşil, kahverengi renkli, kanlı, köpüklenen, kötü kokulu, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, normal dışı kanama gibi belirtilerle seyreden bir akıntı çoğu durumda bir genital sistem sorununa işaret eder ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Çoğu durumda neden bir genital enfeksiyondur.

Akıntının kaynağı olan genital enfeksiyon çoğu durumda vajinaya sınırlı iken (vajinit), bazı durumlarda rahimağzı enfeksiyonu (servisit) veya genital sistemin daha üst bölgelerini tutan bir pelvik enfeksiyon söz konusu olabilir.

Vajinitler genital hijyenin bozulmasına neden olabileceklerinden ve özellikle de gebelik döneminde yaratmaları muhtemel sorunlar nedeniyle genellikle tedavi edilmeleri önerilen enfeksiyonlardır.

Servisit nedeni olan bakteriler üst genital kanala sıçrayarak daha ciddi enfeksiyonlara neden olabileceklerinden mutlaka tedavi edilmelidirler.

Pelvik enfeksiyonlar tüplerin tıkanmasına ve abse oluşumuna neden olabileceklerinden her zaman ciddiye alınmalıdırlar.

Enfeksiyon dışında, ender görülse de özellikle rahimağzındaki kanser öncüsü lezyonların ve kanserlerin de yalnızca akıntı şeklinde belirti verebileceği unutulmamalı ve akıntının nedeninin aydınlatılması için kısa zamanda doktora başvurulmalıdır.

VAJİNİTLER

Vajinitler yani vajinanın enfeksiyonları mantar, parazit veya bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelirler. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi veya tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar.

Mantar enfeksiyonu
Kadınların yaklaşık %75'i hayatlarında en az bir kez, önemli bir kısmı ise senede iki veya daha fazla vajinal mantar enfeksiyonu atağı geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, uzun süren antibiyotik kullanımı ve tedavi edilmemiş şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.

Candida Albicans veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantar türünün neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık ve ödem oluşmuş olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir. İleri durumlarda vajinal mantar enfeksiyonları ilişki esnasında ağrıya da neden olabilmektedirler.

Bu şikayetlerle başvuran bir kadında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek veya kültürde mantarı üretmek gerekebilir.

Bazı durumlarda hiçbir şikayeti olmayan bir kadının genel jinekolojik muayenesinde veya alınan papsmear örneğinde mantar saptanabilmektedir. Böyle bir durumda doktorların bir kısmı mutlak tedavi önermekte, bir kısmı ise şikayet yaratmayan mantarlara ilaçla müdahale etmenin gerekli olmadığı görüşünü taşımaktadırlar. Hangi yaklaşımın doğru olduğu net olarak bilinmemekle birlikte mantarların vajinada hiçbir belirti yaratmadan yıllarca yaşayabildiği bilinmektedir. Dahası, şikayet yaratmayan bu mantar hücrelerini genital sistemden atmaya çalışmak kadını sonraki yaşamında mantar enfeksiyonundan muaf tutmamaktadır. Mantar enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmez.

Mantar enfeksiyonunun tedavisinde günümüzde çok sayıda ilaç seçeneği bulunmaktadır. Hafif enfeksiyonlarda vajinaya fitil uygulaması, vulvaya krem uygulaması şeklinde tedavi önerilmekte, daha ağır enfeksiyonlarda veya fitil kullanamayanlarda ise tek dozlu ilaçlarla tedavi çoğu durumda başarılı olmaktadır.

Tekrarlayıcı enfeksiyon durumunda öncelikle mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenler göz önünde bulundurulmakta ve tek doz tedavi yerine uzun süreli tedaviler tercih edilmektedir.

Mantar enfeksiyonu geçiren kadınlarda eş tedavisinin gerekli olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, mantar enfeksiyonunun esasen kadın genital sisteminin bölgesel bağışıklığının geçici olarak azalmasına bağlı larak oluştuğu gerçeği göz önünde bulundurularak bu tedavinin gereksiz olduğu düşünülmektedir. Bu konuda doktorların yaklaşımları farklı olabilir.

Tedaviye cevap en erken 2. günde alınabildiğinden şiddetli kaşıntı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkilenmiş kadınlarda bölgesel kaşınma belirtisini ortadan kaldırmak için ek ilaçlar kullanmak gerekebilir.

"Kronik mantar enfeksiyonları"

Bazı kadınlarda alt genital bölgede inatçı kaşıntılar meydana gelmiş ve bu kaşıntılar defalarca mantar enfeksiyonu tanısıyla tedavi edilmeye çalışılmış olabilir. Kronik mantar enfeksiyonu gerçekte çok ender görülen bir durumdur. İleri incelemelerde bu kadınların çoğunda dış genital bölgede gerçekte bir allerjik reaksiyon veya ciltte enfeksiyona bağlı olmayan bir dermatit durumu söz konusudur. Böyle bir durumda mantar ilaçlarıyla belirtilerin geçirilmesi mümkün olamamaktadır.

Trikomonas enfeksiyonu

Trichomonas Vaginalis kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinit yapabilen bu mikroskopik parazitin cinsel yolla bulaştığı düşünülmektedir. Henüz yeterince kanıtlanmamış olmasına karşın ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaştığı düşünülmektedir.

Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır.

Trikomonas vajiniti sıklıkla Gardnerella vajiniti ile birlikte bulunur.

Tedavide fitil veya tablet şeklindeki ilaçlardan faydalanılır.

Trikomonas enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeyen bir enfeksiyon türüdür. Mantarın aksine hiçbir şikayeti olmayan bir kadının muayenesinde tesadüfen saptandığında da mutlaka tedavi edilmesi önerilir. Bunun nedeni bu enfeksiyonun cinsel ilişkide kolaylıkla diğer tarafa bulaşabilmesidir. Trikomonas enfeksiyonunun gebelik döneminde suların erken gelmesine ve erken doğum tehdidine neden olduğu da düşünülmektedir.

Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer aldığından kadının eşinin de tedavi edilmesi önemlidir. Trikomonas enfeksiyonu taşıyan bir erkek çoğunlukla hiçbir hastalık belirtisi göstermez ve tek bir ilişkide bile enfeksiyonu eşine kolaylıkla bulaştırabilir

Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve temiz olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.

Gardnerella vajiniti (Bakteriyel vaginosis)

Bu vajinit türü vajinanın normal florasının doğal bileşeni olan ve vajinayı enfeksiyonlara karşı koruyan laktobasil bakterilerinin sayıca azalması ve yerini başta Gardnerella Vaginalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur.

"flora" vücudun mukozalarında (barsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur.

Gardnerella vajinada laktobasiller sayıca normal olduğu sürece çoğalma gücüne sahip değildir.

Vajinanın doğal bakteriyel ortamını oluşturan laktobasillerin sayıca azalmasına neden olan etkenler tam olarak bilinmemekle birlikte sık cinsel ilişki, vajinanın içinin yıkanması gibi etkenlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir.

Gardnerella vajiniti vajinitler arasında en sık görülendir ve direkt cinsel yolla bulaştığı düşünülmemektedir.

Bu vajinit türünün en sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.

Gardnerella vajiniti gerek genital hijyeni bozması nedeniyle gerekse pelvik enfeksiyon riskini artırması, gebelik döneminde erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi, doğum sonrası enfeksiyon oluşumu gibi sorunlara neden olabilmesi mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için fitil ve tablet şeklinde ilaçlar kullanılmaktadır.

Enfeksiyona bağlı olmayan vajinit (atrofik vajinit)

Vajinanın doğal ortamını oluşturan laktobasil adlı bakteriler östrojen hormonunun vajinaya etkisiyle "ayakta dururlar". Yine östrojen hormonu vajina dokusunun sağlamlığını da sağlar. Östrojen herhangi bir nedenle azaldığında vajina dokusunun incelmesi (atrofi) ve laktobasillerin azalması tek başına akıntı nedeni olabilir. Vajinanın incelmesi ilişkide ağrı ve kanamaya da neden olabilir. Ek olarak laktobasillerin azalmasıyla vajinada oluşan enfeksiyon akıntı şikayetinin artmasına neden olabilir.

Kadında östrojen azalmasının en sık görülen nedeni menopozdur ve bu konu başka bir bölümde ele alınmıştır.

RAHİMAĞZI ENFEKSİYONLARI (SERVİSİT)
Servisit: serviks (rahimağzı) enfeksiyonu

Bu yazıda "akıntı" bahsinin bir uzantısı olarak rahimağzının yalnızca bakterilerce olan enfeksiyonları ele alınacaktır.
Rahimağzının HPV tarafından enfeksiyonu için ilgili bölüme bakınız

Rahimağzı alt genital kanal ile üst genital kanal arasında bir geçiş bölgesidir. Rahimağzı bu açıdan bir yandan spermlerin geçmesi, depolanması ile kadının gebe kalabilirliği ile öte yandan enfeksiyon etkenlerine engel olması nedeniyle kadının genital sağlığı ile yakından ilgilidir.

Rahimağzını özellikle tercih eden bakteriler pelvik enfeksiyon oluşturan bakterilerdir. Esasen rahimağzının bu bakterilerle enfeksiyonu üst genital kanala "sıçrayarak" pelvik enfeksiyonu başlatma açısından bir ön aşama olarak görülebilir.

Rahimağzı enfeksiyonlarının hiçbir belirtisi olmayabileceği gibi genellikle çoğu kadında ağrısız ve cerahat nitelikleri taşıyan bir akıntı söz konusudur. Kasık ağrısı beklenmemekle beraber yukarıya geçmekte olan enfeksiyonun en erken habercisi olarak hafif bir kasık ağrısı söz konusu olabilir.

Akıntı bahsinde hatırlatıldığı gibi normalden farklı nitelikler taşıyan her akıntı mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli ve gerekli tedavi yapılmalıdır. Özellikle rahimağzı enfeksiyonları yukarı genital sisteme sıçrama riski yüksek olan enfeksiyonlar olduklarından erken başlanan tedavi kadında hem genel hem de üreme sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturabilecek pelvik enfeksiyonları engellemek açısından son derece önemlidir.

PELVİK ENFEKSİYONLAR


Pelvis: kadının iç (yukarı) genital organlarının yer aldığı kemik çatısı, pelvik: bu kemik çatı ve içeriğine ait olan

Pelvik enfeksiyon, kadının yukarı genital organlarında çeşitli mikrobiyolojik etkenler (bakteri, virüs gibi) tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyonların büyük kısmı cinsel ilişkide bulaşan bakterilerle, kalan daha ufak bir kısmı ise doğum, kürtaj, veya bölgedeki ameliyat ve müdahalelere bağlı olarak (sezaryan, histerektomi (rahimin alınması, kist operasyonları) meydana gelirler.
Pelvik enfeksiyonların cinsel yolla bulaşan bakterilerle oluşan alt grubuna PID ("pi ay di" ="Pelvic" Inflammatory Disease) adı verilir. Pelvik enfeksiyonlar en sık bu yolla meydana gelirler.

Pelvik enfeksiyonların kadın sağlığı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri olabilmektedir. Amerika'da kadında "kısırlık" oluşmasına neden olan etkenler arasında pelvik enfeksiyonlara bağlı Fallop tüpü tıkanıklıkları birinci sırada yer alır. Türkiye'de de sağlıklı istatistiksel veriler elde edildiğinde muhtemelen benzer bir tablo çıkacaktır.

Kimlerde daha sık görülür?

Pelvik enfeksiyonlar sıklıkla cinsel yolla bulaştıklarından çok eşli cinsel yaşamı olan, veya eşi çok eşli cinsel yaşam sürdüren kadınlarda daha sık görülür.

Daha önceden pelvik enfeksiyon geçirmiş olmak, yeni takılmış spiral, sosyoekonomik seviye düşüklüğü ve buna bağlı doktora geç başvurma eğilimi diğer önemli etkenlerdir.

Nasıl oluşur?

Pelvik enfeksiyon yapma özelliği olan etken sıklıkla ilk önce rahimağzında bir enfeksiyon yapar. Şartlar elverdiğinde daha yukarı çıkarak rahim iç tabakasını, sonra Fallop tüplerini, daha da ileri aşamalarda tüplerden dışarı çıkarak pelvis içi diğer organları ve karın iç zarını, çok daha ilerlediğinde ise tüm karın içi organları tutar.

Kadının doğal bedensel savunma mekanizmaları normal şartlarda rahimağzında başlayan enfeksiyonu kolaylıkla durdurabilir. Ancak etkenler çok yoğun bir şekilde bölgeye hücum ettiklerinde veya çeşitli nedenlerle bölgenin savunması azaldığında (yeni geçirilmiş bir enfeksiyon, yeni geçirilmiş bir müdahale) veya kolaylaştırıcı etkenler olduğunda (yeni takılmış spiral gibi) rahimağzındaki enfeksiyon genital sistemin daha yukarılarına ilerleyerek pelvik enfeksiyon tablosunu başlatabilir.

Rahimağzı enfeksiyon yapma yeteneği olan bakterilerin yukarıya çıkmasını engelleyen önemli bir bariyer görevi yapar. Bu bariyer progesteron hormonu etkisi altındayken oldukça güçlüdür ve adet kanamasıyla birlikte kanda progesteron seviyesi düştüğünde nispeten zayıflar. Bu yüzden adet kanaması döneminde enfeksiyon daha kolay oluşur.

Burada okuyucunun aklına muhtemelen şu soru gelecektir:

Adet kanaması devam eden bir kadın cinsel ilişkide bulunabilir mi?

Doktorların bu soruya cevabı farklı olabilir. Ancak pelvik enfeksiyonların adet kanaması döneminde daha kolay oluşabilmesi nedeniyle özellikle bu enfeksiyonu geçirmek açısından risk altında olan kadınların (yukarıya bakınız) adet kanaması döneminde ilişkide bulunmamaları veya bulunacaklarsa prezervatif ile korunmaları önerilir.

Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda ilacın içindeki progesteron türevi madde rahimağzı bariyerinin güçlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda pelvik enfeksiyon riski azalır.

Spiral ipi ise bakterilerin yukarı çıkması için adeta bir merdiven görevi üstlenerek pelvik enfeksiyon ortaya çıkma riskini artırır. Bu riski azaltmak için günümüzde spiraller düzgün yüzeyli ve tek lifli (monofilament) iplik içerirler.

Pelvik enfeksiyonun tehlikesi nedir?

Pelvik enfeksiyonun en büyük tehlikesi bazı durumlarda hayatı tehdit eden bir tablo yaratabilmesidir. Günümüzde cerrahi müdahalelerde ve doğumda steril şartlara özen gösterilmesi ve ameliyatlarda koruyucu antibiyotiklerin yaygın olarak kullanılması nedeniyle bu nedenlere bağlı ciddi enfeksiyonlar giderek azalmaktadır. Ancak yine de cinsel yolla oluşan pelvik enfeksiyonlar (PID) bazı durumlarda hayatı tehdit edebilen enfeksiyonlara neden olabilmektedir.

PID, toplumun özelliklerine bağlı olarak (cinselliğin serbestlik derecesi, insanların "cinsellik alışkanlıkları") ülkelerarası önemli farklılıklar göstermektedir. Ülkemizde çok ciddi bir sorun olmamasına karşın Amerika'da PID tanısı ve tedavisi için harcanan sağlık giderleri milyar dolarlarla ifade edilmektedir!

Pelvik enfeksiyonun hayati tehlikesi dışında en büyük tehlikesi Fallop tüplerinde tıkanma veya daralma, pelvis içi organlar arasında yapışıklık yapmasıdır. Bu iki durum da (tüplerde tıkanma ve yapışıklıklar) kadının gebe kalamama riskini veya gebelik oluştuğunda bunun bir dış gebelik olma riskini önemli derecede artırır.

Pelvik enfeksiyonun diğer bir riski de pelviste yapışıklık ve nedbeler yaparak kadında rahatsız edici boyutlarda kalıcı ağrılara neden olabilmesidir. Geçirilen enfeksiyon sayısı ne kadar fazlaysa tüplerde tıkanma, yaygın yapışıklıklar meydana gelme ve kalıcı bel ve kasık ağrıları oluşma riski o kadar fazladır.

Pelvik enfeksiyon seyrinde tubo-ovaryan abse (tüp ve yumurtalığın beraberce oluşturduğu boşluk içinde oluşan abse) geliştiğinde sekel riski (yapışıklık, tıkanıklık ve kalıcı ağrılar) oldukça yükselir ve absenin her an "patlayarak" karında yaygın enfeksiyon yapma riski olması nedeniyle bu abseyi boşaltmak için ameliyat gerekebilir.

Pelvik enfeksiyon hangi bakterilerle oluşur?

Pelvik enfeksiyonun cinsel ilişki sonucu gelişen tipinde (PID) Neisseria Gonorrhea (gonore="bel" soğukluğu etkeni) ve Chlamydia Trachomatis (klamidya) esas etkenlerdir. Bu iki etken beraberce veya ayrı ayrı enfeksiyonu başlatırlar ve sonradan enfeksiyona diğer bakteriler de katılır.

Gonore kelime olarak "sperm akıntısı" anlamına gelir. Klamidyalar rahim iç tabakasında enfeksiyon (endometrit) yaptıklarında kasık ağrısıyla birlikte düzensiz kanama (en sık ara kanaması şeklinde) yapabilirler.

Bu iki ana etken dışında mikoplazmalar, toksoplazma, tüberküloz basili, B grubu streptokoklar ve spiral kullanan kadınlarda aktinomiçes grubu etkenler de pelvik enfeksiyon yapabilirler.

Nasıl belirti verir?

Pelvik enfeksiyonun en önemli ve "olmazsa olmaz" belirtileri kasık ağrısı ve akıntıdır. Bu iki belirti dışında adetin düzensizleşmesi, ateş, ishal, idrar yaparken yanma, vajina içi sıcaklığın artması gibi belirtiler de olabilir. Akıntı tek başına olduğunda muhtemel tanı pelvik enfeksiyondan çok vajina enfeksiyonudur.

Nasıl tanı konur?

Genel olarak şikayetlerin sorgulanması ve tipik muayene bulgularıyla (muayenede rahimağzının elle hareket ettirilmesinin ağrı uyandırması, kasık bölgelerinin muayenesinin ağrı vermesi, akıntı) tanı konur. Pelvik enfeksiyon kesin tanısı, belirti ve bulguların birbirine benzemesi nedeniyle mutlaka dış gebelik, apandisit ve idrar yolu enfeksiyonu gibi hastalıklardan ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra konur.

Şüpheli durumlarda laparoskopi iyi bir tanı aracıdır. Bu incelemede tüpler ödemli, kızarmış şekilde görüldüğünde diğer muhtemel nedenler de araştırıldıktan sonra tanı kesinleşir.

Nasıl tedavi edilir?

Hafif belirti ve bulgularda hasta ayaktan tedavi edilir. Bu amaçla her iki ana etkene de (gonokok ve klamidya) etki eden bir veya daha fazla sayıda antibiyotik verilir. Hastalığın cinsel yoldan bulaştığı düşünülüyorsa eş tedavisi de mutlaka yapılır. Aksi takdirde tedaviden belli bir süre sonra enfeksiyonun tekrarlama riski çok yüksektir.

Tedavinin başlamasını takiben bir haftalık bir süre cinsel ilişkide bulunulmaması önerilir. İstirahat tüm hastalıklarda olduğu gibi esastır.

Yatarak tedavi gerektiren durumlar

Hastanın genel durumu bozuk olduğunda, ateşi olduğunda, abse saptandığında veya ayaktan tedavinin başarısız olduğu durumlarda hasta yatırılarak tedavi edilir.

Teşhisin tam olarak konulamadığı durumlarda da belli bir süre durum açıklığa kavuşana kadar hasta hastane ortamında müşahede altında tutulur.

Spiral varken oluşan enfeksiyonlar, gebelik döneminde oluşan enfeksiyonlar ciddi boyutlara varabileceğinden mutlaka yatırılarak tedavi edilir.

Tedavi sekelleri önleyebilir mi?

Sekelleri önlemenin en önemli şartı tanıyı en erken dönemde koymaktır. Hafif enfeksiyonlar uygun tedavi edildiğinde ve hasta da doktorunun önerdiği süre antibiyotikleri kesmeden kullandığında (çoğu hasta ne yazık ki şikayetleri geçer geçmez tedaviyi keser) genellikle hiç sekel bırakmadan iyileşir. Ciddi enfeksiyonlarda ise uygun antibiyotik seçimi ve tedavinin yeterli süre kesmeden devam ettirilmesi sekel oluşma riskini en aza indirir.

Korunmak için neler yapılabilir? Pelvik enfeksiyonlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alırlar. Bu hastalıklardan korunma prensipleri pelvik enfeksiyondan korunmada aynen geçerlidir: Cinsel yolla bulaşan bir hastalık taşıma riski yüksek birisiyle ilişkiye girmemek veya girilecekse prezervatif kullanılmasını sağlamak, mümkün olduğunca karşılıklı sadık bir ilişki tarzı benimsemek...

 
 Diğer Tüm Kayıtlar
 • YENİ DOĞAN BEBEKLERDE SARILIK
 • TANSiYON NASIL ÖLÇÜLÜR
 • PELVİK İNFLAMATUAR HASTALIK (PID)
 • MYOM (MYOMA UTERİ)
 • Menisküs, sadece sporcularda değil, dizini herhangi bir şekilde zorlamış herkeste görülebilir. Menisküs yırtığı dizde ağrı, kilitlenme, hareket kısıtlılığı ve sıvı toplanması gibi çeşitli şikayetlere neden olur.
 • KRONİK YORGUNLUK SENDROMU ( KYS )
 • Karpal Tünel Sendromu Nedir?
 • GÜNEŞ IŞINLARININ GÖZ SAĞLIĞINA ETKİLERİ
 • GÖZ YARALANMALARI
 • DİZ KİREÇLENMESİ (GONARTROZ )
 • EPİLEPSİ
 • ÇOCUKLARIN GÖZ SAĞLIĞINA ÖNEM VERİN !...
 • ÇOCUKLARDA VİTİLİGO
 • BÖBREK VE İDRAR YOLLARI TAŞLARI
 • Bitkin Hissetmekten Bıktınız mı?
 • BEBEKLERDE AŞIRI AĞLAMA
 • Ateş Nedir?
 • ARTROSKOPİ NEDİR?
 • Ağrının Dindirilmesi İnsan Hakkıdır
 • 60 YAŞ ÜZERİNDE EGZERSİZ
 • Soda ile maden suyunun farkları
 • Kara üzüm çekirdeğinin faydalarını bilin
 • İşte ömrü uzatan 7 besin
 • Hangi meyve hangi organa iyi geliyor?
 • Güneş Lekeleri
 • Doğal Serinlik İçin Meyan Kökü
 • Bulantı ve Baş Ağrısına Karşı Zencefil


Copyright © 2006 Gaziantep Tıp Merkezi